Ekosistem Mühendisi Deniz Çayırlarının İzinde… Marmara Denizi’nin kıyıları boyunca uzanan deniz çayırları, sayısız canlıya yuva olan, kıyıları koruyan ve iklimle doğrudan ilişkili bir ekosistemin temelini oluşturuyor. Bu yazıda Marmara Denizi’ne dalıyor ve deniz çayırlarının izini sürüyoruz. Deniz ekosistemini yakından tanımak için yüksek lisans öğrencilerimle birlikte sık sık dalışlar gerçekleştiriyoruz. Yine bir dalış için Marmara’nın güney kıyılarında, Erdek Körfezi’ndeydik. Deniz çayırları kıyı çizgisinden itibaren başlıyordu. Kafamı suya daldırdım, hâlâ dalış kıyafetlerini giymeye çalışan gençleri deniz çayırlarıyla birlikte fotoğrafladım. Gençleri beklerken çayırların arasında dolaşan yengeçleri, dibe tutunmuş pinaları ve oradan oraya kaçışan balık yavrularını gözlemlemeye başladım.

Denize girdiğimiz yer, bir köy okulunun duvarının kenarıydı. Acaba okul bahçesinde koşuşan çocuklar deniz çayırlarını tanıyor mu diye düşündüm. Ya da uç kısımları suyun dışına kadar çıkan bu canlıların, deniz ekosistemi ve Dünya için taşıdığı önemin farkında mıydılar?
Öğrencilerimle birlikte dalışa başladıktan sonra derinlere doğru yöneldik. Marmara Denizi’nin ışık geçirgenliği düşük olduğu için deniz çayırları yaklaşık 10 metre derinliğe kadar yayılım gösterebiliyor. Acaba bu derinlikte mavi-yeşil görünen su altı manzarasının renkleri kaç metrede kaybolacaktı?
Suyun altında deniz çayırlarının muhteşem manzarası eşliğinde dalışımızı yaparken birden birinin paletimi çekiştirmesiyle irkildim. Arkaya baktığımda öğrencim, geriye dönmem için bana işaret ediyordu. Belli ki bir şey dikkatini çekmiş ve bana göstermek istiyordu. Yemyeşil deniz çayırlarının üzerinde süzülerek onun ardından gittim ve eliyle işaret ettiği yere yaklaştım. Çayırların arasında küme hâlinde bir araya gelen deniz salyangozlarını gördüm. Minik bir tepecik şeklinde, sarımsı beyaz renkte, uzun tüylü, halıyı andıran bu yapı çayırların arasında giderek genişliyordu. Öğrencim hayretle bana bakıyordu. Elime aldığım deniz salyangozunu göstererek işaret diliyle yakınında bulunduğumuz yapının bir Rapana venosa yumurtlama kümesi olduğunu anlatmaya çalıştım. Doğal yayılış alanı Pasifik Okyanusu olan bu yabancı tür, büyük olasılıkla gemilerin dengelerini sağlamak için balast tanklarında taşıdığı sularla denizlerimize taşınmıştı. İlkbahar ve yaz aylarında çoğunlukla deniz çayırlarının içinde onlarcası bir araya gelerek yumurtalarını bırakır. Yumurtaların küme hâlinde bırakılması, yırtıcılardan daha az zarar görmelerini sağlar, bu da üreme başarılarını artırır.

Birkaç kare fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ettik. Çünkü o gün denizde bulunma nedenimiz, Marmara Denizi kıyılarındaki deniz çayırı türlerini incelemek ve türlere göre kök sıklığını belirlemekti. 4-5 metre derinliğe ulaştığımızda pinalar çoğalmaya başladı. Bir pinanın üzerine tutunmuş istiridyeler ve onların üzerine yerleşmiş bir altın anemon, çok katlı bir bina gibi görünüyordu. Anemon, altın renkli kollarını hareket ettirerek bir av yakalamaya çalışıyordu. Tentakül adı verilen kollarının ucundaki mor bölgelerin işlevlerinden biri de avını cezbetmekti.

Marmara Denizi’nde şimdiye kadar Cymodocea nodosa, Zostera marina, Zostera noltii ve Akdeniz’e özgü Posidonia oceanica olmak üzere dört farklı deniz çayırı türünün yaşadığını daha önceki çalışmalarımızda tespit etmiştik. Dalış yaptığımız bölgede karşılaştığımız deniz çayırı türü Cymodocea nodosa idi ve bu bölge son derece sağlıklı bir deniz çayırı alanıydı.
Yavaşladım, çayırların arasında dizlerimin üzerine çöktüm. Gençler beni takip etti. Elimi yelpaze gibi kullanarak çayırların dibindeki kumu kaldırmaya başladım. Suya karışan kum taneleri nedeniyle bir anda görüş tamamen kapandı. Ancak kısa süre içinde kum taneleri tekrar dibe çöktü ve görüş açıldı. Öğrencilerime dipte örgü ipleri gibi birbirine geçmiş olan kökleri gösterdim. Deniz çayırlarının rizomlu bu kök yapısı, kıyı erozyonunu önlemede en etkili doğal yapılardan biridir.

Beş metre derinlikte deniz çayırlarının kapladığı alanın kıyıya paralel yönde ne kadar genişlediğini anlamak için yüzmeye devam ettik. Bu sırada gençlerden biri kolumdan beni sola doğru çekti. Döndüğümde karşımızda etkileyici bir manzara vardı. Bir gümüş balığı (Atherina sp.) sürüsünün bir kısmı çayırın içinde, bir kısmıysa çayıra neredeyse temas edecek kadar yakın yüzüyordu. Sürü, deniz çayırlarının üzerinde adeta tek bir balık formu oluşturmuştu. Hemen kamerayı aldım ve birkaç kare fotoğraf çektim.
Deniz çayırları, yavru balıklar başta olmak üzere sayısız canlı türü için barınma, saklanma, üreme ve beslenme alanı oluşturur. Gümüş balıkları da deniz çayırlarının arasında güvenle besleniyordu.

Biraz daha ilerlediğimizde Cymodocea nodosa türündeki deniz çayırlarının kapladığı alanın sona erdiğini, Akdeniz’e özgü Posidonia oceanica deniz çayırı türünün başladığını gördük. Bu tür, daha geniş yaprakları ve daha sık kök yapıları sayesinde deniz tabanını tamamen örtüyordu. Uzanıp bir kök çıkardım ve gençlere gösterdim. Ardından kamerayı öğrencilerimden birine uzattım. Bu anı kayıt altına almak istedim, bu ortamda benim de bir kare fotoğrafım olmalıydı! Az ışıklı ortam, patlayan güçlü flaş sayesinde aydınlandı.
Gözlerim kamaştı ama artık Posidonia oceanica ile benim de bir fotoğrafım vardı.

Ekosistem mühendisi: Yaşadığı ortamın fiziksel yapısını değiştiren, yeni yaşam alanları oluşturan veya mevcut koşulları dönüştürerek başka canlıların barınmasını, beslenmesini ve çoğalmasını etkileyen canlı türlerine verilen addır. Ekosistem mühendisleri, besin ağlarını ve tür çeşitliliğini dolaylı yoldan şekillendirir.
Rizom: Toprak altında ya da yüzeye yakın bölgelerde yatay olarak uzanan, düğüm ve boğumlara sahip özel bir gövde yapısıdır. Rizomlar bitkinin deniz tabanına tutunmasını sağlar, besin depolar ve yeni sürgünlerin oluşmasına olanak tanır. Ayrıca kökleriyle deniz tabanına sıkıca tutunarak kıyı erozyonunu önlemede önemli rol oynar.
Çayırların arasında Akdeniz’e özgü bir tür olan ve denizlerin en büyük çift kabukluları arasında yer alan pinaları (Pinna nobilis) görebiliyorduk. Boyları 120 cm’ye, yaşam süreleri 50 yıla kadar ulaşabilen bu canlılar beslenirken saatte yaklaşık altı litre deniz suyunu filtreleyebilir aynı zamanda sudaki çözünmüş oksijeni kullanarak solunum yapar. Bu özellikleriyle pinalar deniz ekosisteminin doğal arıtma sistemi gibi çalışır. Üstelik pina kabuklarının üzerinde yüzden fazla deniz canlısı tutunabilir, beslenebilir veya barınabilir. Bu özellikleriyle pinalar, deniz ekosistemi için “ekosistem mühendisi” rolü üstlenir.

Kıyıya paralel olarak 5-6 metre derinlikte ilerlemeye devam ettik. Bu sırada Posidonia oceanica yatakları sona erdi ve yeniden Cymodocea nodosa türündeki deniz çayırları başladı. Çayırın arasında yavru bir pinayla karşılaştık. O kadar küçüktü ki başparmağımla karşılaştırdığımda neredeyse aynı boydaydılar.
Pinalar, beslenmek ve solunum yapabilmek için kabuklarını açık tutar, bir tehlike anında ise hızla kapatarak kendilerini korur. Canlı mı diye parmağımı kabuğa doğru uzattım. Yavru pina korktu ve hızla kabuğunu kapattı, şeffaf kabuğunun içinde dibe doğru çekilirken yumuşak dokusunun şekli kalbe benzedi. Bu anı kaçıramazdım, hemen deklanşöre bastım.

Çayırların kaç metre derinlikte son bulduğunu belirlemek için daha derine yöneldik. Altı buçuk metreye ulaştığımızda çayırlar önce seyrekleşti ardından boyları kısaldı ve zikzak şeklindeki kökler ileriye doğru uzanarak son buldu. Derine doğru baktığımızda pinaların hafif kumlu zeminde yaşamlarını sürdürdüğünü gördük.

Suya girdiğimiz noktadan yaklaşık 500 metre uzaklaşmış olmalıydık. Kıyıya doğru gözlem yaparak dönüşe geçtiğimizde deniz çayırlarının kıyıya yakın bölgelerde parçalı hâle geldiğini gördük. İki metre derinliğe kadar olan alanlarda neredeyse tüm deniz çayırları sökülmüştü.

Sudan çıktığımızda sökülmüş çayır yığınlarıyla karşılaştık. Üzüldük. Sahilde gördüğümüz insanlara deniz çayırlarının ekosistem için önemini anlattık. Dalış sırasındaki gözlemlerimizi kıyının hemen yanında bulunan okuldaki öğrencilerle de paylaşmak istemiştik ama okul tatil olduğu için öğrencilerle bir araya gelemedik. Ancak sahildeki tatilcileri, deniz çayırlarının ekosistemdeki rolü ve önemi konusunda bilgilendirebildik. Hem öğrenme hem de keşif dolu bu mavi-yeşil günü burada noktaladık. Aracımıza dönerken gençlerle daha çok çalışmamız ve toplumu deniz çayırlarının ekosistemdeki önemine dair daha fazla bilgilendirmemiz gerektiği konusunda hemfikirdik.
Deniz çayırları, birim alan başına tropik ormanlardan kat kat fazla karbon tutarak iklim değişikliğiyle mücadelede önemli rol oynar. Suyun içinde asılı hâlde bulunan katı parçacıkların çökelmesini sağlayarak kıyıya yakın bölgelerdeki deniz suyunun daha berrak olmasına katkıda bulunur. Deniz çayırlarının bir metrekaresi, günde ortalama on litreden fazla oksijen üretir. Rizomlu kökleriyle kıyı erozyonunu önler. Ancak kirlilik, kıyıların yanlış kullanımı, çapa atma ve turizm gibi nedenlerle dünya genelinde her gün yaklaşık olarak iki futbol sahası büyüklüğünde deniz çayırı alanı yok oluyor.
Bilim ve Teknik podcast yayını kapsamında Prof. Dr. Mustafa Sarı ile gerçekleştirdiğimiz “Bir Çevre Sorunu Olarak Müsilaj: Nedenleri, Etkileri ve Önleme Yolları” konulu programı da dinleyebilirsiniz.
Yazar: Prof. Dr. Mustafa Sarı [ Piri Reis Üniversitesi Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü






