Ülkemizin Bilim ve Teknoloji Yolculuğundan Bilim ve Teknik Sayfalarına Yansıyanlar… Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllardan itibaren ülkemizi modern kurumlarla, tesislerle ve altyapılarla donatmak için milletimiz büyük bir eğitim ve kalkınma seferberliği içine girdi. Bu ilk ivme Cumhuriyet’in sonraki yıllarında da devam ederek bizi modern üniversiteleri, araştırma kurumları ve sanayisi ile teknolojiyi sadece kullanan değil; aynı zamanda üretebilen bir ülke hâline getirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin bilim, teknoloji ve kalkınma yolundaki serüveninden çeşitli kesitler yıllar içinde; kendisi de Cumhuriyet’in bir eseri olan, Türkiye’nin en köklü popüler bilim dergisi Bilim ve Teknik’te konu edildi. İşte bu yazımızda sizleri Bilim ve Teknik sayfalarında bir zaman yolculuğuna çıkararak bu kesitlerden örnekler sunacağız.

Türkiye ve Deprem
Deprem, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın yadsınamaz bir gerçeği. Yüzyıllardır Anadolu’da büyük yıkımlara yol açan depremler yaşanageldi. Yer biliminin gelişmesiyle nedenleri daha iyi anlaşılmaya başlanan depremlere ilişkin, ülkemiz özelinde hazırlanan, Anadolu deprem kuşağını anlatan bir yazı, daha ilk sayılarımızdan birinde, Temmuz 1968 tarihli 9. sayımızda yer bulmuştu. İlerleyen yıllarda ülkemizde yaşanan şiddetli depremler sonrasında da Bilim ve Teknik dergisinde deprem konusunda farkındalık oluşturmaya yönelik yazılara sıkça yer verildi.

Türkiye’de İlk Kalp Nakli Girişimi
20. yüzyıl boyunca tıp alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler, kalp cerrahisinde önemli ilerlemelerin önünü açtı. Dünyada ilk kalp naklinin gerçekleştirildiği 1967 yılından yalnızca 1 yıl sonra, Türkiye’de de ilk kalp nakli gerçekleştirildi. Sonradan adı önemli bir kalp ve damar cerrahisi araştırma hastanesine de verilen Dr. Siyami Ersek ve bir öğrencisinin 1968 Kasım’ında ayrı ayrı yaptıkları iki nakil denemesine Bilim ve Teknik’in aralık sayısında genel olarak kalp naklini de anlatan ayrıntılı bir yazıda yer verildi.

Türkiye Cumhuriyeti 50 Yaşında!
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yaşını kutladığımız Ekim 2023 sayımız gibi Cumhuriyet’in 50. yaşı da Bilim ve Teknik dergisinin özel bir sayısıyla kutlanmıştı. Kasım 1973 tarihli bu sayı, alanının önde gelen bilim insanlarının ve uzmanlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 50 yılında ilgili alanlarda yapılanları ve gelinen durumu özetlediği yazılardan oluşuyor. Bu özel sayı fizik, matematik, kimya, botanik, zooloji, yer bilimi, astronomi gibi temel bilimler ile tıp, veterinerlik ve ziraat gibi uygulamalı bilimlerin yanı sıra elektrik, tekstil, petrol, şeker ve gemi üretimi gibi sanayi dallarına uzanan geniş bir konu yelpazesine sahip.

Marmara Araştırma Merkezi
Uygulamalı araştırmalar alanında dünyanın önder bilim ve teknoloji merkezleri içinde yer alma ülküsü ve Türkiye’nin küresel rekabet gücünün geliştirilmesine bilim ve teknolojiyi kullanarak katkıda bulunma görevi ile 1972’de Gebze TÜBİTAK Yerleşkesi’nde kurulan Marmara Araştırma Merkezi (MAM), o zamanki adıyla Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Enstitüsü araştırma faaliyetlerine başladığı yılların sonlarında Bilim ve Teknik dergisi tarafından okurlara tanıtıldı. 1979’un kasım ve aralık aylarında yayımlanan iki yazı, ülkemizin bu genç ve gözde araştırma merkezini ayrıntılarıyla anlatıyordu.

Güneydoğu Anadolu Bölgemizin Büyük Projesi GAP
1970’li yıllarda başlatılan ve ülkemizin en büyük projelerinden biri olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde bir dizi baraj, hidroelektrik santrali ve sulama tesisi yapımını, aynı zamanda kırsal altyapı, ulaştırma, sanayi, eğitim, sağlık ve diğer sektörlerde de kalkınmayı hedefleyen entegre bir projeydi. Büyük ölçüde tamamlanmış olan proje, bölgenin kalkınmasına önemli katkılarda bulundu. GAP ve en büyük bileşeni olan Atatürk Barajı dönemin Bilim ve Teknik sayılarında kapsamlı biçimde ele alındı.

Salgın Hastalıklarla Mücadelede İlk Yıllar
Cumhuriyet’in ilk yıllarında salgın enfeksiyon hastalıkları önemli halk sağlığı sorunlarından biriydi. Cumhuriyet öncesinde, hatta I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında bile ülkemizde aşı üretimi yapılıyordu. Ancak 1928 yılında Hıfzısıhha Enstitüsünün kurulmasıyla aşı üretim faaliyetleri daha sistematik ve merkezî hâle geldi. Cumhuriyet’in erken dönemlerinde pek çok salgın hastalıkla mücadele konusunda büyük emek harcandı ve büyük yollar kat edildi. Bilim ve Teknik’in Kasım 1981 sayısında da Türkiye Cumhuriyeti’nde sıtma ve tüberküloz hastalıklarıyla mücadele kapsamında yapılan çalışmaların ayrıntılarıyla anlatıldığı bir yazıya yer verildi.

TÜBİTAK 20 Yaşında
Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki en önemli değerlerinden biri olan TÜBİTAK’la ilgili gelişmeler doğal olarak Bilim ve Teknik dergisinin içeriğinde her zaman kendine yer buldu ve bulmaya da devam ediyor. Hem Cumhuriyet’in 60. hem de TÜBİTAK’ın 20. yaşının kutlandığı Kasım 1983 sayısında da TÜBİTAK’ı ve yaptığı çalışmaları okurlara ayrıntılı olarak tanıtan bir yazı yayımlandı.

TÜBİTAK’ta Güneş Gözesi Üretimi
Alternatif enerji kaynaklarının önemi tüm dünyada yıllardır biliniyor. Ülkemizde de bu konuda yapılan araştırmaların ve yatırımların geçmişi yıllar öncesine dayanıyor. Şubat 1988 tarihli Bilim ve Teknik dergisinde, o dönem TÜBİTAK Marmara Bilimsel Araştırma Enstitüsü (bugünkü adıyla Marmara Araştırma Merkezi) bünyesinde faaliyet gösteren Yarı İletken Teknolojisi Araştırma Laboratuvarı’nda güneş gözesi üretildiğinden ve seri üretim için hazırlıkların sürdüğünden söz eden bir yazı yer aldı. O dönemde başlayan üretim faaliyetleri yıllar içinde gelişti ve Türkiye 2022 itibarıyla güneş paneli üretimi kapasitesi açısından dünyada dördüncü sıraya yükseldi. Temmuz 2006 tarihli Bilim ve Teknik sayısında Türkiye’deki güneş enerjisi çalışmalarının durumunu, Haziran 2011 tarihli sayıda da ODTÜ bünyesindeki Güneş Enerjisi Araştırma ve Uygulama Merkezini (GÜNAM) anlatan yazılar yer aldı.

Türkiye’de Jeotermal Enerji
Türkiye’de yer altı kaynaklarının sistemli biçimde araştırılmasına yönelik çalışmalar, 1935 yılında Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünün (MTA) kurulmasıyla önemli bir kurumsal yapı kazandı.
Ülkemizin jeotermal enerji kaynaklarından ve bu kaynaklardan yararlanmak amacıyla başta MTA tarafından olmak üzere yapılan çalışmalardan bahseden bir yazı da Mart 1989 tarihli Bilim ve Teknik sayısında yer aldı.

TÜBİTAK Multimedya Laboratuvarı
Günümüz iletişim dünyasının yaygın bir unsuru olan multimedya özellikle 1990’lı yıllarda yeni bir kavram olarak ön plana çıkmıştı. Ülkemizde de bu yeni teknoloji yaklaşımını yakından takip edip bundan yararlanmak amacıyla çalışmalar yapıldı. Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü bünyesinde, 1988 yılında kurulan TÜBİTAK Multimedya Laboratuvarı multimedya uygulamaları konusunda ilk öncü çalışmaları gerçekleştirdi. Kasım 1994 tarihli Bilim ve Teknik dergisinde de o dönemki bağlamda multimedyanın anlamını ve TÜBİTAK Multimedya Laboratuvarı bünyesindeki çalışmaları anlatan bir yazıya yer verildi.

İlk Haberleşme Uydularımız TÜRKSAT 1A ve 1B
Günümüzde her alanda hızlı ve yaygın iletişimin sağlanmasında haberleşme uyduları çok önemli bir rol oynuyor. Türkiye’nin ilk haberleşme uydusu TÜRKSAT 1A’nın Ocak 1994’te uzaya gönderilmesi planlandı. Ancak uyduyu taşıyan roket, fırlatıldıktan kısa süre sonra meydana gelen arıza nedeniyle kaybedildi. aynı yıl fırlatılan TÜRKSAT 1B ise başarıyla yörüngeye yerleştirildi. Bilim ve Teknik, TÜRKSAT 1A henüz fırlatılmadan hazırlanan Ocak 1994 sayısında TÜRKSAT 1A ve 1B’yi ayrıntılı biçimde ele alarak Türkiye’nin uydu haberleşmesi alanındaki bu önemli dönemi okurlarına aktardı. İlk yerli ve millî haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A’nın yörüngeye yerleşmesi de Ağustos 2024 sayısında ele alındı.

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nde İlk Gözlem
Türkiye’nin ilk ulusal gözlemevi olan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG), 5 Eylül 1997 tarihinde Antalya, Bakırlıtepe’de resmen hizmete açıldı. TUG’un resmi açılışından kısa bir süre önce yapılan ilk gözlem ve bundan birkaç ay sonra yapılan ilk keşif ise yine Bilim ve Teknik sayfalarında yer aldı. 1997 tarihli yazılar ilk gözlemin ve keşfin ayrıntılarından bahsederken ilk gözlemin bilim insanlarımız arasında uyandırdığı sevinç ve heyecanı da onların kendi kelimeleriyle aktarıyor! Ülkemizdeki uzay çalışmaları alanında yıllar içinde artan bilgi ve tecrübe birikiminin en son meyvelerinden biri olarak, henüz resmi açılışı yapılmamış olsa da son teknolojilerle donatılmış dünya standardında bir gözlemevi olan Doğu Anadolu Gözlemevinin ilk ışığını aldığı da Şubat 2024 sayımızda okurlarımızla paylaşıldı.

Türkiye’nin Moleküler Biyoloji ve Genetik Atılımı
Moleküler biyoloji ve genetik alanındaki gelişmeler dünyada özellikle 1970’li ve 1980’li yıllardan itibaren hız kazandı. Türkiye’de de bu alanlardaki araştırmalar ve uygulamalar aynı dönemde yaygınlaşmaya başladı. Örneğin TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Araştırma Enstitüsünün kurulması 1992 gibi erken bir tarihte gerçekleşti. Ayrıca 1990’lı yıllarda Türkiye’nin pek çok üniversitesinde yaşam bilimleri, tıp ve ilgili diğer alanlardaki çok sayıda araştırmacı yenilikçi moleküler biyoloji ve genetik tekniklerini araştırmalarında kullanmaya başlamıştı. 1990’lı yıllardan itibaren üniversiteler ve araştırma merkezlerinde yürütülen çalışmaların hız kazanmasıyla ülkemizdeki moleküler biyoloji ve genetik alanındaki bilimsel çalışmalar çeşitlendi. 2000’li yıllarda araştırma altyapılarının ve desteklerinin gelişmesiyle moleküler biyoloji ve genetik Türkiye’de daha geniş bir araştırmacı topluluğunun çalışmaları arasına girdi. Ülkemizde moleküler biyoloji ve genetik alanında kaydedilen bu gelişmeler doğal olarak Bilim ve Teknik dergisi içeriklerinde de kendine yer buldu.

Türkiye’de Havacılık ve Uzay Çalışmaları
2000’li yılların Türkiye’sine gelindiğinde havacılık ve uzay alanlarında; uzaya haberleşme uyduları göndermek, bir ulusal gözlemevi kurmak, havacılık alanında ulusal savunma sanayisini güçlendirecek önemli kuruluşlara önayak olmak gibi pek çok gelişme kayıtlara geçmişti bile. Bilim ve Teknik dergisinin Kasım 2000 ve Ekim 2023 sayılarında yayımlanan yazılarda, ülkemizin uzay ve havacılık alanında kaydedilen hemen hemen tüm önemli gelişmeleri kronolojik bir şekilde ele alınmıştı.

Türkiye’nin Teknokent ve Teknopark Başarısı
Teknokentler ve teknoparklar bilimsel gelişmelerin teknolojik ürünlere dönüşme sürecinin hızlandırılmasında önemli roller üstlenen tesislerdir. Türkiye’de de bilimsel çalışmaların ve üretimin artması ve gelişmesiyle 1980’lerin ortalarından itibaren ilk teknokentler ve teknoparklar kurulmaya başlandı. 2000’lerin ortalarına gelindiğinde çok sayıda teknokent ve teknopark kurulmuş, işlerlik kazanmış ve Ar-Ge faaliyetleri konusunda önemli bir atılımın parçası hâline gelmişti. Bilim ve Teknik dergisinde de Türkiye’deki teknokentlerin ve teknoparkların durumunu ve ulaştıkları başarılı noktayı anlatan yazılara yer verildi.

Türkiye’nin Bilim Merkezleri Atılımı
Bilim merkezleri tüm gelişmiş ülkelerin toplumlarında bilim okuryazarlığının; bilime yönelik merak, ilgi, güven ve her türlü olumlu tutumun gelişmesine önemli katkılarda bulunan kurumlardır. Bilim merkezlerinde ziyaretçiler çok çeşitli bilimsel konularda hazırlanan etkileşimli sergi ünitelerini dokunup deneyerek inceleyebildikleri gibi katılımcıların yaşlarına ve düzeylerine uygun şekilde tasarlanmış atölye çalışmalarına katılarak bilimsel konular ve bilimsel çalışmalarla ilgili onlara fikir verebilecek doğrudan deneyimler de kazanabiliyorlar. Ülkemizin modern anlamdaki ilk bilim merkezi olan Feza Gürsey Bilim Merkezi 1993 yılında Altınpark içinde kurulmuştu. Kuruluşundan yaklaşık bir yıl sonra, Mayıs 1994 tarihli Bilim ve Teknik dergisi sayfalarında bu tesisi ayrıntılı olarak tanıtan bir yazıya yer verildi. Bilim merkezleri ile ilgili çalışmalar uzun yıllar daha çok münferit çabalarla ve küçük çapta seyrettikten sonra 2000’li yıllarda TÜBİTAK’ın öncülüğüyle bilim merkezlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik ciddi ölçekte kamu kaynağı ayrılması ve bilim merkezleri kurulma süreçlerinin merkezî ve sistematik hâle getirilmesi sağlandı. Bu çalışmaların ilk ürünü olarak, 2014 yılında Türkiye’nin büyük ölçekli ilk bilim merkezi olan Konya Bilim Merkezi hizmete açıldı. Bu gelişme 2014 ve 2016 tarihli Bilim ve Teknik sayfalarına yansıdı. TÜBİTAK’ın bilim merkezleriyle ilgili son hızda devam eden çalışmaları ülkemize şimdiye kadar 22 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlamış olan toplam 43 bilim merkezi kazandırdı. Üstelik bilim merkezlerimizin sayısı her yıl artarak bilimi “vatan sathında” yaygınlaştırmaya ve geniş kitlelerle buluşturmaya devam ediyor. Dolayısıyla bilim merkezlerinin dergimizin Mart 2024 sayısında kapak konusu olması pek de şaşırtıcı değildi.

Türkiye’nin Kutup Araştırmaları
Cumhurbaşkanlığı himayelerinde gerçekleştirilen kutup çalışmaları kapsamında Türk bilim insanlarından oluşan ekipler tarafından Antarktika’ya ilk kez 2017’de, Arktik’e ise ilk kez 2019’da ulusal bilim seferleri yapılmaya başladı. 2019 yılında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE) kurularak kutup araştırmaları daha sistematik ve kurumsal bir yapıya kavuşturuldu. Yine 2019 yılında Antarktika’daki Horseshoe Adası’nda Türk Bilim Kampı kurularak burada Türk Bilim Üssü kurulması yolundaki ilk adım atıldı. Tüm bu gelişmeler o tarihlerdeki Bilim ve Teknik sayfalarına da yansıdı. Türkiye, bugüne kadar 10 Antarktika ve 6 Arktik olmak üzere toplam 16 ulusal kutup bilim seferi gerçekleştirmiştir. Ülkemizin kutup bilim seferleri her yıl başarıyla devam ediyor.

Nobel Ödüllü İlk Türk Bilim İnsanı: Aziz Sancar
Aziz Sancar, DNA onarım mekanizmaları üzerine yaptığı çalışmalarla 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü ve bilim alanında Nobel Ödülü kazanan ilk Türk bilim insanı oldu. Mardin’in Savur ilçesinde doğup büyüyen, üniversiteye kadarki eğitimini Mardin’de alan Aziz Sancar, Nobel Ödülü kazanarak tüm yurtta, özellikle genç kuşak için, büyük bir gurur ve motivasyon kaynağı oldu. Sancar’ın doktora çalışmaları için Amerika Birleşik Devletleri’ne gidinceye kadarki tüm eğitimini Türkiye’de almış olması, aslında Cumhuriyet’in eğitim ve aydınlanma seferberliği içinde yurdun her yerinde ne kadar kaliteli bir eğitim standardı yakalandığının da bir göstergesi. Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü alması ve hayatıyla kariyerine dair ayrıntıların yanı sıra kendisi ile ilgili başka pek çok haber ve içeriğe de Bilim ve Teknik sayfalarında gururla yer verildi. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları da Aziz Sancar’ın hayatını ve kariyerini anlattığı bir otobiyografi ile yine aynı konuda hazırlanan bir çizgi romanı yayımladı.

Türkiye’nin Bilim ve Toplum Atılımı
Bilimi geniş halk kitleleriyle buluşturarak toplumda hem bilim okuryazarlığını geliştirmenin hem de bilime karşı olumlu tutumları teşvik etmenin bir ülkenin bilim ve teknoloji açısından gelişimi için ne kadar faydalı olduğu biliniyor. Aslında bu amaç, Türkiye’nin bilim ve teknoloji üssü olan TÜBİTAK’ın da kuruluşundan beri başlıca misyonları arasında. Bilim ve Teknik dergisinin TÜBİTAK’ın kuruluşundan sadece dört yıl sonra yayımlanmaya başlamasının nedeni de aslında bu. Bilim ve Teknik dergisinin yayımlanmaya başlamasını izleyen yıllarda TÜBİTAK, dergi tarafından başlatılan bilim ve toplum çalışmalarına, pek çok etkinliğe ve projeye imza attı. Başlangıçta gökyüzü gözlem şenlikleri, buluş şenlikleri ve alternatif enerjili araç yarışmaları Bilim ve Teknik bünyesinde düzenleniyordu. Özellikle 2006’da TÜBİTAK Bilim ve Toplum Başkanlığının kurulması ve kısa süre sonra bilim ve toplum alanındaki çeşitli destek programlarının başlatılmasıyla ülke çapında farklı kurum ve kuruluşlar tarafından çok çeşitli etkinlikler düzenlenmeye başladı. TÜBİTAK’ın kıvılcım niteliğindeki o ilk bilim ve toplum etkinlikleri, doğal olarak dönemin Bilim ve Teknik sayfalarında da bol bol yerini aldı. Bugün bilim ve toplum seferberliği; TÜBİTAK desteğiyle kurulan bilim merkezleri, TÜBİTAK tarafından desteklenen yüzlerce bilim ve toplum projesi ve ulusal düzeyde düzenlenen geniş katılımlı TEKNOFEST gibi bilim ve toplumu kaynaştıran etkinliklerle devam ediyor.

Türkiye’nin Yerli ve Millî Teknolojileri
Türkiye’de son yıllarda savunma, ulaşım, otomotiv, haberleşme ve yazılım gibi farklı alanlarda teknoloji geliştirme ve üretmeye yönelik önemli çalışmalar gerçekleştirildi. Bu çalışmalar kapsamında farklı ihtiyaçlara yönelik araç, sistem ve teknolojiler geliştirildi. Bilim ve Teknik dergisi de MİLGEM Projesi, milli gözetim radar sistemi, elektrikli tren, TÜRKSAT 6A, İMECE, TOGG, KAAN gibi Türkiye’de geliştirilen farklı teknolojileri, geliştirilme süreçleri ve teknolojik özellikleriyle sayfalarına taşıdı.

Türkiye’nin İlk İnsanlı Uzay Bilim Misyonları
2024 yılı Türkiye’nin uzay alanındaki çalışmalarında tarihî bir dönüm noktası oldu. Türkiye’nin ilk insanlı uzay bilim misyonu, ilk astronotumuz Alper Gezeravcı tarafından Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) gerçekleştirildi. Gezeravcı, 19 Ocak 2024’te başlayan ve 18 gün süren görevi kapsamında Türkiye’deki üniversiteler ve araştırma kurumlarınca hazırlanan 13 bilimsel deneyi gerçekleştirdi. Astronotumuz ISS’deki ağırlıksız ortamda yeni nesil malzemelerden mikroalglere, bitki ve gen araştırmalarından insan sağlığına kadar çeşitli alanlarda deneyler yaptı. Türkiye’nin ikinci astronotu Tuva Cihangir Atasever ise 8 Haziran 2024’te yörünge altı araştırma uçuşunu gerçekleştirdi. Atasever, yörünge altı uçuşun sağladığı kısa süreli ağırlıksız ortamda 7 bilimsel deney yaptı. Türkiye’nin insanlı uzay bilim misyonu kapsamında gerçekleştirilen iki görev, araştırmacılarımıza uzaydaki ağırlıksız ortam koşullarında deneyler gerçekleştirme konusunda önemli bir bilgi ve deneyim birikimi kazandırırken genç kuşaklar için de güçlü bir ilham kaynağı oldu. Bu tarihî görevlerin ayrıntıları ise Bilim ve Teknik’in 2024 tarihli sayılarında yayımlanan yazılar ve posterlerde yerini aldı.


Elektronik dergi arşivimiz herkesin erişimine açıktır. Ancak son dört aya ait sayılara sadece abonelerimiz erişim sağlayabilir. #BilimOkuyanBilir







