Merhaba,
TÜBİTAK dergileriyle olan hikâyem 5 yaşındayken başladı. Okuma yazmayı öğrenmemin ardından raflarda hep gördüğüm o parlak ve rengarenk yayını annemin bana hediye etmesiyle yeni kavramlar edindim hayal dünyamda: “Editör”. Mutlaka her sayının giriş kısmındaki editörün yazdığı kısma bakar, imrenirdim ve saatlerce sadece yazılanları okur, verilen emeği düşünür, mest olurdum. İlkokulun ilk gününde büyüyünce yapmak istediğim meslek sorulduğunda cevabım hiç düşünmeden editörlük oldu. Sonra sınıf arkadaşlarıma ilkokul hayatım boyunca okuduklarımdan bahsettim. Hiç unutmuyorum, Meraklı Minik’in bir kimya sayısı vardı, kargoda kayboldu ve ben saatlerce ağladım. Araya yıllar, özellikle de pandemi girdi ve ben, beni özel yapan alışkanlıklarımdan biri olan dergileri unuttum. Lise hayatımın başlaması ile birlikte nörobilim ve psikoloji alanlarına daha fazla ilgi duymaya başladım, birçok makale okudum, okumaya da devam ediyorum. Sonrasında bir lise öğrencisi olarak bir dergi hazırlamaya karar verdim, böylece MindScope doğdu. Artık onlarca lise öğrencisi ile birlikte ilk sayımızı çıkarmaya hazırlanıyoruz ve ben en çok olmak istediğim yerde, baş editör konumundayım. Bugün bir kitapçıda gezerken ve reyonlardaki dergileri karıştırırken özellikle bir dergiyi örnek almam gerektiğini fark ettim ve elime aldığım ilk dergi ise “Bilim ve Teknik” oldu. Bu dergiden öğreneceğim çok şey olduğunu fark ettim. Bana kattığınız ve katacağınız her erdem için içtenlikle teşekkür ederim. Nice sayılarınızı okumak dileğiyle.

