Merhaba,
Ortaokul ve lise yıllarımda her ay kapımıza gelen en heyecan verici şeylerden biri Bilim ve Teknik dergisiydi. Yıllık abone olduğum için, her yeni ay gelince apartmandan aşağı inip posta kutusunu düzenli kontrol ederdim. Posta kutusunda dergiyi görüp elime aldığım an, sanki yepyeni bir dünyaya pencereler açılırdı. Önce uzay ve bilgisayar temalı yazıları okur, sonrasında da biyoloji ve diğer konulardaki yazıları bitirirdim. Hatta 146 ile internete bağlanılan dönemlerde bir sayfanın açılması o kadar çok zaman alırdı ki, bilgisayar başında oturup internette sayfa değiştirirken bile ben dergiden birkaç yazı daha okumaya devam ederdim. Evet, o dönemlerden geçtik!
Evimizde Bilim ve Teknik ile ilgili bir gelenek vardı. Babam, yıl sonunda yeniden abone olabilmemiz için beni küçük bir sınava alırdı. Önceki 12 sayıdan rastgele bir dergi ve konu seçer ve “bunu bana anlat” derdi. Ben de yeni yılın aboneliği bu küçük sınava tabi olduğu için mutlaka her yazıyı okurdum. Bu yüzden dergiyi sadece karıştırmaz, yazıları anlamaya çalışırdım. Babamın bu yöntemi, farkında olmadan bana öğrenmenin değerini öğretti. Bir konuyu anlatabilmek için gerçekten iyi anlamak gerektiğini o yaşlarda keşfettim. Bilim iletişiminin daha da önemli olduğunu anladığımız bugün, bilimi farklı bilgi ve kültür düzeylerindeki kişilere farklı yöntemlerle anlatmam gerektiğini ta o zamanlar anlamıştım.
Bugün geriye baktığımda, o dergi sayfalarının bana sadece bilgi değil, merak ve disiplin de kazandırdığını görüyorum. Babamla aramızda kurulan o küçük “bilim köprüsü”, öğrenmeye olan sevgimi derinleştirdi. Oradan aldığım güncel bir haberin detaylarını anlayabilmek için kitaplara ve ansiklopedilere başvururdum. Hâlâ yepyeni bir şey öğrenirken içimde aynı çocukluk heyecanı uyanıyorsa, bunun temelinde Bilim ve Teknik’le geçirdiğim o güzel yıllarım var.
Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

