Kekova Açıklarında Keşfedilen Batık 4.500 Yıllık Olabilir… Antalya’nın Kekova Adası yakınlarında 2024 yılında bulunan bir gemi batığı, Akdeniz’deki deniz ticaretinin en erken dönemlerine ilişkin değerli bulgular barındırıyor. Akdeniz Üniversitesinden arkeolog Doç. Dr. Hakan Öniz’in liderliğindeki bir ekip tarafından keşfedilen batıktaki amforalar üzerinde yapılan incelemeler, batığın yaklaşık 4.500 yıllık olabileceğine işaret ediyor. Öniz, bu nedenle söz konusu batığın dünyanın bilinen en eski gemi batığı olabileceğini belirtiyor.
Bir su altı araştırması sırasında yaklaşık 30 metre derinlikte bulunan batığın ahşap gövdesi çürüyerek yok olmuş. Ancak araştırmacılar geçtiğimiz ekim ayı başlarında tamamlanan su altı kazılarında geminin yükünü oluşturan yaklaşık 30 amforayı su üstüne çıkardı. Antik Çağ’da içecek, zeytinyağı ve tahıl gibi ürünleri saklamak ve taşımak için kullanılan, genellikle pişmiş topraktan yapılan iki kulplu kaplara amfora deniyor. Biçimlerinin Doğu Akdeniz ve Mısır’da Erken Tunç Çağı’na tarihlenen amforalara benzemesi nedeniyle araştırma ekibi buluntuların MÖ 2700-2400 aralığına ait olabileceği tahmininde bulundu.

Amforaların biçimlerindeki küçük farklılıklar, kapların farklı atölyelerde yapıldığını ve muhtemelen farklı yerleşim yerlerinden geldiklerini düşündürüyor. Öniz’in tahminlerine göre yaklaşık 10 metre uzunluğundaki gemi kıyı boyunca uğradığı köylerden yükler alarak Girit’e veya Troya’ya gitmekte iken batmış olabilir. Bölgede daha önce de Tunç Çağı’na tarihlenen batıklar bulunmuştu. Örneğin keşfi 2019’da duyurulan ve Batı Antalya açıklarında bulunan bir batığın bakır külçeler taşıyan yaklaşık 3.600 yıllık bir gemiye ait olduğu anlaşılmıştı. Öniz, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı izinleriyle ülkemiz kıyılarında yürütülen araştırmalarda bugüne kadar 434 arkeolojik gemi batığının belgelendiğini belirtiyor.
Edinburgh Üniversitesinden Jon Henderson ise Kekova buluntusunun önemli bir keşif olduğunu fakat “en eski batık” olarak nitelendirilebilmesi için buna ilişkin yayımlanmış kanıtların incelenmesi gerektiğini vurguluyor․ Henderson’a göre çömlekçilikte benzer biçimler ve dekoratif unsurlar uzun dönemler boyunca kullanılabildiği için amforaların biçimlerini karşılaştırarak tarihlendirme yapmak her zaman isabetli sonuç vermeyebiliyor․ Öte yandan Kekova batığında radyokarbon analizi için gerekli organik malzeme kalmadığı için araştırmacılar tarihlendirme amacıyla bu teknikten yararlanamıyor․ Henderson‚ Yunanistan’daki Dokos batığının MÖ 2700-2200 arasına tarihlendiğini belirtiyor․ Bu durum‚ her iki batığın da aynı döneme ait olabileceğini gösteriyor․ Ona göre bu buluntunun asıl önemi‚ 4.000 yıldan uzun bir zaman önceki deniz ticaretine dair somut arkeolojik veriler sunması.
Kaynaklar






